Gazze Avazı

26.01.2009 Yorum Yok »

Altmış üç şairin  Gazze için yazdığı yüz altmış dizelik ‘Gazze Avazı’ adlı bir şiir.

Gazze Avazı

“o zaman ben ‘onları’ değil, kendimi öldürdüm gerçi,
dünya o kadar büyüktü ki çok küçük sandım o’nu”

dünyanın çekirdeğini çitleyecekti çocuk
tam o anda közlenmiş kalbini yiyiverdi talmud!..

kalbindeki dikeni çıkaramayan kardeşlerimin
gözyaşlarıyla birleşirse belki bu yangına bir avuç su olur diye
aklıma taş düşeli, saçma/sapan bir çocuk ve filistin yalnız taş duvar olalı
orda, taş döşeli avlumuzda, nablus’ta
çizilmiş bir haritayla dönmesini bekledim babamın; kuyular taş dolalı

oysa, zulme kurulmuş bütün saatler; her şey canevinden vurulmuş
gözyaşlarını bombalıyorlar şimdi
külden kentler içinde çırpınırken anne yürekleri
derme çatma dualarıyla çekip gidiyor çekimser tanrılar

karnında bilyeleri ile çocuk olurum,
sapanımın ucunda metal kuşlar
ütüldüğüm sokakta babam vuruluyor!
bu bendeki son düş onu vurma!

- ey zûlmü çoğaltan yec’uc mec’uc

yalnızlığa tutsak sabi çığlıklar, kandillerde yakılan hıçkırık
ebabil kuşlarına dönüşürse bu huruç
çatlayan kan taşına nasıl ve kimle yaklaşır
esmer teniyle vahşi bir suç

“oku, yaradan rabbinin adıyla oku”

zulmetin kabuğunu kır
kalbini kûh-i nurla d’oku
Allah’ım, sen filistinli çocuğu
taşlarını ve sapanını koru

taşlar azizdir, sapan özgürlüktür, cennet yakındır anne gibi
Devam »

Tek dileğimizse ailecek, bir arada ölmek…

09.01.2009 Yorum Yok »

“Yarının daha iyi olacağına ve yarın daha güvende olacaklarına dair çocuklarıma hiçbir güvence veremiyorum. Onlar da zaten tüm bunların ne zaman biteceğini, normal hayatlarına ne zaman dönebileceklerini sormaktan vazgeçtiler.

Ne ben ne de çocuklarım İsrail savaş makinelerinin hiç dinmeyen bombalama seslerine tahammül edemiyoruz. Tam vurmadan önce, füzelerin çıkarttığı ıslık seslerinin ne kadar korkutucu olduğunu tahmin edemezsiniz. Her saldırıda, ‘İşte bu sefer hedef benim’ diye düşünüyorsunuz ve bombalar isabet etmeden önce saniyeleri sayıyorsunuz.

Savaş gerçekten de çok zalim ve biz, Filistinli mülteciler, savaşın zulümüne defalarca tanık olduk. Ama bu seferki savaş hepsinden daha zalim. Merhamet diye bir şey kalmamış; çocuk, yaşlı bir adam ya da anne karnında doğmamış bir bebek arasında fark gözetilmiyor. İsrail’e göre hepsi suçlu ve hepsi ölmeyi hak ediyor.

Bitmesini ümit etmeyi bıraktım. Hayat sadece bizim için değil, çocuklarımız için de anlamını yitirdi. Ölüler listesine, bir sayı, sadece bir sayı olarak eklenmeyi beklemekten başka bir şey yapamıyoruz.

Tek dileğimizse ailecek, bir arada ölmek… Böylelikle hiçbirimiz diğerini kaybetmenin acısını yaşamak zorunda kalmayız.

Necva Şeyh
6 Ocak 2009
Nuseyrat Mülteci Kampı, Gazze Şeridi

Not: Gazze Şeridi’ndeki Nuseyat Mülteci Kampı’nda yaşayan Filistinli bir annenin BM Mülteciler Yardım Örgütü’ne gönderdiği mektuptur.

Bizler uzaktan ne kadar acılarına ortak olmaya çalışsak da ateş düştüğü yeri yakıyor..

Filistinli Sevgili

04.01.2009 Yorum Yok »

gözlerin bir diken
yüreğe saplanmış,
çıldırasıya sevilen,
işkencesine dayanılamayan.
gözlerin bir diken,
rüzgârdan koruduğum,
ötesinde acıların, gecelerin,
derinlere sapladığım.
kandiller yanar ışığınla,
geceler dönüşür sabaha.
bense unuturum birden,
- göz rastlar rastlamaz göze-,
yaşadığımız bir vakitler
kapının ardında
yanyana.

*
şakırdın sanki konuşurken.
isterdim konuşmak ben de.
dudaklarda hayır mı kalmıştı ki,
o bahar gibi dudaklarda!
Devam »

Ve hep çöl, ve hep çöl, ve hep çöldü ardım.

13.08.2008 Yorum Yok »

Yıllar önce Filistinli Sevgili şiiriyle tanıdığım ve şiirlerinin her dizesinde Filistin Halkı’nın yaşadığı acıları birinci elden kaleme almış olmanın verdiği samimiyeti ve gerçekliği hissettiren Filistin’in büyük şairi Mahmud Derviş anısına…

 

FİLİSTİNLİ SEVGİLİ

 

Gözlerin bir diken
yüreğe saplanmış,
çıldırasıya sevilen,
işkencesine dayanılamayan.
Gözlerin bir diken,
rüzgârdan koruduğum,
ötesinde acıların, gecelerin,
derinlere sapladığım.
Kandiller yanar ışığınla,
geceler dönüşür sabaha.
Bense unuturum birden,
- göz rastlar rastlamaz göze-,
yaşadığımız bir vakitler
kapının ardında
yanyana.

*

Şakırdın sanki konuşurken.
isterdim konuşmak ben de.
Dudaklarda hayır mı kalmıştı ki,
O bahar gibi dudaklarda!

Nasıl, nasıl, yemyeşil bir portakal ağacı
kapanır bir hücreye ya da bir limana,
nasıl saklanır gurbet elde
ve yemyeşil kalır?
Yazıyorum not defterime:
Limanda durakaldım…
En dondurucu kış kadar soğuk gözler gibiydi dünya,
doluydu portakal kabuklarıyla ellerimiz.
Ve hep çöl, ve hep çöl, ve hep çöldü ardım.

 *
Seni yalçın dağlarda gördüm,
kuzularınla, kovalanan çoban kızı.
Sen benim bahçemdin,yıkıntılar ortasında.
Bendim o yabancı, bendim kapını vuran.
Ey gönül! Ey gönül!
Kapı kalbimin üzerinde yükseliyordu,
pencere, taşlar ve çimento
Kalbimin üzerinde.

*
Seni su testilerinde gördüm,
buğday başaklarında,
yıkık dökük, parça parça, unufak.
Hizmet ederken gördüm gece kulüplerinde,
sancıların şimşeklerinde gördüm ve yaralarda.
Bağrımdan koparılmış ciğer parçası sensin.
Dudaklarıma ses olacak yel sen.
Ateş ve akarsu sensin.
Gördüm seni bir mağaranın ağzında
yetimlerinin çamaşırlarını iplere asarken.

Gördüm sokaklarda seni ve ateş ocaklarında,
kaynayan kanında güneşin.
Ve ahırlarda…
Ve bütün tuzlarında denizin.
Ve kumlarda…
Toprak gibi güzel,
yasemin gibi,
ve çocuklar gibi.