Güneşli bir pazar günü..Dışarıdaki güneşe inat, koca haşmetli binaların içinde üşüyerek geçirilen iki saat..
Sonrasında ver elini Süleymaniye..Çok kalabalık değil, hatta sakin sayılır bir Pazar günü için..Birkaç yerli turist grubu; çoğu hanımlardan oluşan..Rehberleri eşliğinde dolaşıyorlar etrafı.Ben de kulak kabarttım rehber anlatırken mezar taşındaki dalından kırılmış gülün hikayesini..
Tadilat devam ettiği için çok küçük bir alan kullanımda halen Süleymaniye’de..Tam manasıyla tadını çıkaramıyoruz..Süleymaniye’ye gelmişken de tabi ki kuru fasulye,pilav,cacık keyfi..Kabak tatlısına yer kalmayınca başka bir zaman için söz verildi..
Sonra ver elini tabanvay; Beyazıt, Kapalı Çarşı, Sultanahmet..
Öğle vakti yaklaşırken Alman Çeşmesi’nin karşısına oturulur ve kamera elde mevzilenir:) İkindi ezanlarını pek sevdiğim Firuz Ağa Camii ile karşılıklı okudukları öğrenilmiştir ya; belki denir, belki öğleni de okurlar..
Ve pek tabi ki dua karşılığını bulur ve yedi dakikadan fazla süren meşk-i âlâ başlar..Süleymaniye’den gelen ses daha bir beğenilse de pek sevdiğimiz Firuz Ağa’ya da kıyılamaz hiç..Yeri başkadır o küçücük,sıcacık, mütevazı güzelliğin..
Çok küçük bir kısmı da yukarıda sizlerle buluşur..Yok bu bana yetmedi derseniz bir öğlen veya ikindi vakti sizi bekler Sultanahmet’le Firuz Ağa..






Etiketler
İlginç duymamıştım hiç, İstanbul'da yalnzolup gezmek isterdim senin gibi
Ben gitmeden buralardan gel de gezelim iki avare:)