
Bir çocuk parkında zaman ne kadar yavaş geçiyor..
Bir doktora saatte kaç hasta düşüyor ki, bu sıra bu kadar yavaş ilerliyor?
Kimsecikler olmasa da şimdi şuracıkta çimlere uzanıp yatsam..
İnsanlar hala birbirini takdir etmeyi unutmamış.Birinin başkasından övgüyle bahsetmesini dinlemek ne güzel şey:)
Şimdi bana dönüp bakan teyze, merak etme konuştuklarınızı yazmıyorum buraya, ajan da değilim ben:) Paranoyaya gerek yok..
Ben sadece çocuk parkında doktor sırası bekleyen ve şimdi parktaki o salıncaklardan birinde kendi halinde sallanan bir çocuk olmayı isteyen sıradan bir insanım..
Niye dondurmalar buzlu buzlu bu vakitlerde..Ağız tadıyla dondurma keyfi yapmanın mevsimi gelmedi mi daha?
Allah’ım ne sıcak bir gün..Temmuz, Ağustos da gelecek daha..Sevmiyorum işte sıcakları bir kış çocuğu olarak..Bunalıyorum,sıkılıyorum,daralıyorum..Ama yine de gel yaz, yine de iyi ki varsın yaz..
Kumlara bulanan çocuklar..Küçükken yarım kalan inşaatların kumlarıyla ne oyunlar oynardık biz. “Küçükçülük” dediğimiz ve herşeyin minyatürünün olduğu bir oyunumuz vardı.(Bildiğiniz evciliğe de “Büyükçülük” derdik; orda bizzat aktörler biz olduğumuzdan:)) Sabah kumlar nemliyken başlar, akşam karanlık olana kadar oynardık. Kumdan şehirler inşa eder, küçük maket arabalarımızla şehrin sokaklarını turlar, aynen şimdiki belediyeler gibi defalarca kaldırım ve yol yenilerdik:) Küçük evlerimizin önüne de yakaladığımız çekirgeleri köpek niyetine bağlardık..Zıp zıp zıplarlardı kumdan minyatür evlerimizin önünde.(Bunun için çekirgelerden çok af dilememiz gerekecek galiba..)
Bir de abim oradan kertenkeleler bulur, evcil hayvanmış gibi beslerdi onları.( Zaten sayesinde beslemediğimiz hayvan da kalmadı; köpek, kedi, balık, güvercin…) Benimse şimdi de olduğu gibi gözdelerim hep kedilerdi.Hala uygun şartlar olsa da besleyebilsem derim..
Ha bir de mahallenin oğlanları “pehlivan” dediğimiz bir çeşit örümceği yuvalarından çıkarmak için yarışırlardı birbiriyle yaz geldimi.Bir ot parçasının ucunu tükürükleyip yuvalarına sokar ve hayvanı kandırıp dışarı çıkarırlardı.Neden mi yaparlardı bunu? Bilmem, maharetlerini göstermenin bir yoluydu onlar için sadece..
Mısırcı geldi..Ne çok severim ben mısırı ve dodurmayı ve elmayı.Benim gönlümü almaya yeter de artar bile bu nimetler..İyisinden de anlarım hani, bu konuda alçakgönüllü olamayacağım:) Kokusu bile gelmiyor daha ne yazık ki..
23-10..Günümüz burada geçecek anlaşılan..(puff..)
Bugün bir e-ticaret sitesinden aradılar; blogumda kendi reklam servislerini kullanmamı teklif etmek için.Ki abimin de daha önce çalıştığı bir yer (abimin de çalışmadığı yer kalmadı ha:) ) olduğundan sistemlerini de biliyordum.Yine de çaktırmadım bildiğimi de,kısaca anlatmasına izin verdim telefondaki kibar arkadaşın.Telefonu kapattıktan sonra aklıma geldi benim telefonumu nereden buldukları meselesi..Ki Bursa’daki ofiserinden aranmıştım ayrıca..Soracağız bakalım..Ne kadar kolay bu zamanda kişilerin bilgilerine ulaşmak değil mi?
Peki bu sabah arayp sesimi dinleyip de cevap vermeyen özel numara kimdi? Bir insan niye özel numaradan arama gereği hisseder ki?
Dün biraz canımız sıkıldı ya..Hayırlısı dedik..Kazık yedikçe öğreneceğiz belki de birşeyleri..
-”Büşra, simit mi açma mı?” dedi annesi..
-”Simit.” dedi önce Büşra, sonra caydı hemen “Poğaça” dedi. Semiş’e sorsalardı her daim simit olurdu cevabı.Çayla da, ayranla da, hatta yavan da çok sevdiği simit..
Koridorda kucaklarında bebekleri, sıra bekleyen bir sürü genç annenin içinde, ellerindeki güzelliğe çok geç kavuştukları yüzlerinden belli olan çift çekti dikkatimi. Kapı kapı doktor koştururken bile heyecanları, mutlulukları öyle belliydi ki. Onca anne baba arasında belki de ellerindeki güzelliğin en çok farkında olanlar onlardı..
Haketmediğiniz bir şeyi karşınızdakinden istemek ne kadar zor, ne çok eziliyor insan bunun karşısında. Karşınızdaki muhhabet açmaya çalışsa bile sizinle, siz yaşadığınız mahcubiyetle fazla konuşmamayı tercih ediyorsunuz. Sonra diyorsunuz kendi kendinize; yapmayı istediğiniz şeyleri yapmak zorunda kalmak ne kötü bir durum. İçinizden buna sebep gördüklerinize biraz daha kızıp gitme kararınızın altını bir kez daha kalınca çiziyorsunuz. Evet gitmeli, gidilebiliyorsa eğer mutlaka gitmeli..Sizi seven, anlayan, en azından anlamaya çalışanların yanına..
Sonra kapıyı kibar,yakışıklı, ağzı lolipoplu bir centilmen açar da size, siz kendi kapınızı açamazsınız.Çünkü anahtarı yine kolayca bulasınız diye koyduğunuz ufak gözde değil de çantanın en derininde aramaktasınızdır..
Sonra dönüp bakarsınız güne..Bitmiş gibi..Oysa başka bir kısmı daha yeni başlıyor..Ve hala kısa cümleler kuramadığınızı farkedersiniz bir kez daha, aynen bu cümlede olduğu gibi..






Etiketler
Tam ortaya karışık ve içimden geldi yazdım yazısı oldu işte:)
Misafirlerim yeni gitti ben de geldim
bya yoğun bir gündü benim için, ayaklarımın altı acıyor… aksi gibi klavyeye çay döktüm ve bazı tuşlar yapıştı mı klkmıoyr yerinden a da zorluk var vlla
hayırdır ya ne doktoru bu geçmiş olsun? küçükken biz de çamur evler yapardık yüzme havuzu daaaaaaaa boş yoğurt kaplaarı olurdu toprağa gömerdik içinde de yüzen ev skinleri olurdu kimdiler biliyor musun
))) toprk solucanları:P bi de fende işlemiştik onlr ikiye bölününce de iki ayrı solucn olarak yaşarlarmış ıyyy sadistçe ama bölerdik iğrençtiiiiiiiii çocuk olmak ne güzel park bhçe… bu yazıyı 3. okuyuşum biliyor mmusun
En saçmaladığım ve karmakarışık yazımı bu kadar beğeneceğini tahmin etmezdim:)
Bu arada doktor önemli bişey değil, mecburiyetten gidildi.
Sen solucanlar deyince bizim de karıncalara ev, bahçe neyim yapışımız aklıma geldi:)İyilik ettiğimizi sanarken meğer ne çok eziyet ediyormuşuz hayvanlara..