Evet birkaç zamandır boş bıraktım yine blogumu.Kafamda yazdım yazıları attım bi kenara yine.Biraz geç de olsa aktaracağım yine buraya, ne kadar ilk zamanlarındaki duruluğuyla olmasa da.Sanırım düzenli olarak aklıma geldiği an buraya yazmayı alışkanlık haline getirmem gerek.Velhasıl kelam önce izlediğim bir filmden başlıyorum.
Daha önce de birkaç defa izlediğim ve TV’de verildiğini, görünce yine kayıtsız kalamayıp izlediğim bir film; My Life Without Me.Yönetmenliğini Isabel Coixet yapmış.Filmle ilk tanışıklığım ise yaklaşık iki sene öncesine dayanıyor ki bu da diğer filmlerini pek sevdiğim Pedro Almadovar’ın yapım şirketinden çıkmasıyla ilişkili.Ne günlerdi.Okulun son yılı bir dönem kendimi internetten bir şeyler indirmeye,yeni müzikler yeni filmler bulmaya adamıştım resmen:)Emule o yüzden ilk göz ağrımdır.Tüm inceliklerini öğrenmiştim ve günlerce bilgisayarı açık bırakıp birşeyler indiriyordum.Bi de pek çok şeyde olduğu gibi bu programla da duygusal bi bağ kurup soranlara tavsiye edip savunuyordum.Tabi etkisi de olmadı değil, o zaman burun kıvıranlar sonradan müptelası da oldular.Eee ne demişler dünyanın en güzel gözleri eşşeklerdedir:) (Eyvah ki eyvah yine geyik damarım tuttu, yazının sonunu Allah hayır etsin:) )
Çok uzattım filme geçelim.Filmin baş karakteri henüz 23 yaşında, 2 çocuk sahibi, annesinin arkabahçesinde bir karavanda iki küçük kızı ve eşiyle yaşayan, geceleri üniversitede paspas yapan (diğer paspas yapanlara karşı olduğu gibi bu kıza da kanım hemen kaynadı:) ) ve ölümüne iki ay kaldığını öğrenen genç bir kadın. Ve bu genç kadın ölümüne iki ay kaldığını öğrenince tedavi olmayı reddedip kendisi için bir yapılacaklar listesi hazırlamaya karar veriyor. Buraya kadar oldukça klişe gelebilir ancak film oldukça sade, gösterişe kaçmadan ve fazla da acıtasyon yapmadan ilerlemeyi başarıyor.(Devam edecekler için uyarı yazının bundan sonrası fazlaca spoiler içermektedir.)
Peki bu genç kadının ölmede önceki iki ayında yapmaya karar verdiği şeyler neler;
1. Kızlarıma günde birkaç kez onları sevdiğimi söyleyeceğim.
2. Kocama kızlarımı sevecek yeni bir eş bulacağım. (Kendiyle adaş ve kızları için çok uygun bir anneyi usulca hayatlarına sokmayı ve onları uzaktan izleyebilmeyi çok güzel başarıyor.)
3. Kızlarıma 18 yaşına girdikleri güne kadar, her yıl doğum günü mesajları içeren posta kartları göndereceğim.(Filmin en dokunaklı sahneleri arasında bunlar da var.Her iki kızı için de 18 yaşındaki doğum günlerine kadar birer kaset dolduruyor.Ve bu kasetleri kızlarına her yıl sırasıyla vermesi için eşine değil de doktoruna emanet ediyor; eşinin onları kaybedeceğine veya doğru sırada veremeyeceğine dair kuşkusuyla. (İtiraf ediyorum burda kendimi gördüm:) )
4. Birlikte whalebay kumsalı’na gideceğiz ve piknik yapacağız. ( Sanırım bunu gerçekleştiremiyorlar.)
5. İstediğim kadar sigara ve içki içeceğim.
6. Ne düşündüğümü söyleyeceğim. ( Evet bu da aldığı önemli kararlardan biridir Ann’in.Siz de bilirsiniz ki insanları incitmemek adına ne düşündüğünüzü fazlaca kendinize saklamak bazen insanın canını acıtır veya zamanla kendi samimiyetinizi sorgulatmaya yöneltir.Arada bir böyle kararlar verseniz de eğer incelikli ve fazlaca merhametli biriyseniz daha ilk denemenizde aslında bunun sizi rahatlatmak yerine rahatsız ettiğini anlar ve yine eski siz olmaya devam edersiniz.)
7. Nasıl olduğunu görmek için başka erkeklerle sevişeceğim.( Evet 8. madde ile beraber bunu da yaptı.17 yaşında ilk öpüştüğü erkek olan eşiyle evlenip ondan iki çocuk sahibi olan Ann, başka bir erkeği kendisine aşık ederken kendisi de ona aşık oldu.)
8. Birini kendime aşık edeceğim.
9. Hapisteki babamı ziyaret edeceğim. ( O soğuk hapishane camının ardından babası ile görüşürken babasının yüzüne dokunma hissinin nasıl birşey olduğunu hatırlar ve bunu tekrar yapmak istediğini söyler.( Küçük kızlar, babaları ve traş sonrası pamuk yüzlere kondurulan öpücükler…) )
10. Takma tırnak takıp saçlarımı değiştireceğim. (Ann bunu da yapmayı dener.Aynen bizim de bazen radikal kararlar alıp sonra yine kendimize yakıştıramayıp vazgeçtiğimiz gibi o da vazgeçer bundan.)
Liste aşağı yukarı bu kadardı.Peki beni filmde etkileyen başka neler vardı;
- Ann’in kocasının bir sahnede onu çok sevdiğini ve ona tüm bu kötü yaşamlarına rağmen hiç bi zaman şikayet etmediği için minnettar olduğunu söylediği sahne.
- Ann’in öleceğini öğrendikten sonra kendi iç hesaplaşmasını yaptığı sahnelerden biri.Hayatı üzerine düşünmenin zor geldiğini söylemesi.Çünkü şimdiye kadar hiç düşünmemiştir.17 yaşında hayata başlayan biri düşünmeye değil yaşamaya mecburdur.
- Ann’in kendine aşık ettiği ve kendinin de aşık olduğu adam olan Lee için doldurduğu kasetteki sözleri: “hayat sandığından daha iyi sevgilim. biliyorum çünkü benim sadece yüzde onumu görebildiğin halde bana aşık olmayı başardın. yoksa yüzde beş miydi? belki tamamını görseydin benden hoşlanmayacaktın. ya da her şeye rağmen beni sevecektin. sanırım bunu asla bilemeyeceğiz.” ( Sizin sadece yüzde onunuzu görerek size aşık olabilecek biri var mı? Ya da siz bu riski göze alabilir misiniz?Filmde bunun gibi daha bir çok güzel sahne var.Sanırım sadece başrol oyuncusu Sarah Polley’in hüzünlü yüzü bile iki defa izletebilirdi bu filmi bana.Yine de film tavsiye etme konusunda tereddütlüyüm çünkü daha önce kötü tecrübelerim oldu ve başkalarına film önermekten vazgeçtim:) Ben böyleyim işte.Hayatta pek çok şeyde muhafazakar bir yapım var. Sevdiğim bir filmi defalarca izleyebilirim, sevdiğim bir albümü haftalarca bıkana kadar dinleyebilirim, sevdiğim bir yazarın diğer bütün kitaplarını da okumak isterim, aynen sevdiğim bir yönetmenin diğer filmlerini görmek istemem gibi..Sağlamcıyım, kendimi garantiye almak, güvende hissetmek mutlu eder beni. Yeniliklere çok açık değilim gibi görünebilir bu dışardan,belki biraz da böyledir. Ama yeniliklere karşı olmamakla beraber bana ait olan şeylere sıkı bi bağlılığım vardır. Hayattaki en ufak şeylerde bile böyledir bu.Canım dondurma mı istedi, gider hep en sevdiğim dondurmayı alırım. Film mi izlemek istiyorum, onlarca film arasından gider yine bende nasıl bir his bırakacağını bildiğim defalarca izlemiş olduğum bir filmi izleyebilirim. Bu huylarım bazen ön yargılı olmama, yeni şeyler denememe ve girişken olmama engel olsa da ben böyleyim. İyi yanları yok mu bunun, elbetteki var. Bu duygu benim sevdiğim ve duygusal bir bağ kurduğum herşeye sıkı sıkıya bağlı olmamı sağlıyor.Böyle işte… Yazının başlığındaki “Me” bölümü sanırım en çok buraya tekamül ediyor. Yine çok uzattım yazıyı. Gören de beni çok geveze biri zanneder.İnsan hem nasıl bu kadar suskun olup da yazarken bu kadar çenesi açılan biri haline geliyor diye düşünen arkadaşlara da selam ediyorum buradan:)
- Filmle ilgili son bir not; filmin müzikleri de çok hoştu ve filmle çok güzel biçimde bütünleşmişti.Dinlemek isterseniz yukarıda yazının altına bir tanesini ( Alpha – Sometimes later) yerleştirdim sizin için.
-
İyi seyirler ve sağlıcakla kalın.







Etiketler
Spoiler falan dinlemeden okudum, ben daha okurken gözlerim doluyorsa izlerken ne olurum kim bilir? Belki de sıkıntılı olduğumdandir bu aralar biraz… Ama dokundu özellikle başkasına aşık olması… Sevgiyle…
Tam da izleme vaktiniz o zaman, insanın duygusal olduğu anlarda daha da etkili olur böyle filmler.Şimdiden iyi seyirler.
[...] tekrar açıp izlediğim bir film oldu.Bu benim takıntılı kimliğimle de alakalı pek tabi.(Bkz.Sevdim mi tam severim).Evet kısaca filmden bahsedersek, 2001 Güney Kore yapımı, yaklaşık iki saat süren bir [...]